Artık Türkiye’de ‘gelişmiş ülke’ hastalıklarının görüldüğünü kaydeden Akdağ, doğru beslenmenin ve kanserden korunmanın yollarını anlattı.

Röportaj: Seda ŞİMŞEK/ BUGÜN GAZETESİ

(sedasimsek@bugun.com.tr)

Türkiye’nin bölgesinde özellikle bir sağlık merkezi olması projeleri gündeme getiriliyordu.

Bizim üçüncü önemli işimiz Türkiye’de sağlık turizmini geliştirmek. Türkiye global bir marka oldu.Her geçen yıl 10 binler, hatta 100 binlerle hasta akışının olacağını göreceğiz. Böylece sağlık harcamalarımız açısından da bir sürdürülebilirlik temin etmiş olacağız.

Bu hasta akışları en çok nerelerden bekleniyor?

Ortadoğu’dan, bazı Afrika ülkelerinin zenginleri, Orta Asya’dan hali vakti yerinde olanlar ve özellikle Avrupa… Asıl, en önemli hedefimiz Avrupa. Biz Avrupa’dakine benzer, kaliteli bir biçimde sağlık hizmeti üretiyoruz, ama onlardan çok ucuza bu hizmeti verebiliyoruz. Kararlı ve istikrarlı bir hükümet olunca, sağlığı piyasanın eline teslim etmiyorsunuz. Türkiye’deki Manyetik Rezonans (MR) çekimi fiyatlarıyla Avrupa’dakiMRfiyatlarını kıyasladığımızda, Avrupa’da Türkiye’dekinin 10 -15 misli, diş için, kalp ameliyatları, protezler, göz ameliyatları için böyle. Başka alanlarda da gelişecek. Kaliteli hizmet, ucuza hizmet, geniş bir hizmet ağı, güler yüz…

GELİŞMİŞ ÜLKE HASTALIKLARI

Özellikle sağlık şehirleri projesi ileDoğu veGüneydoğu’da cazibe merkezi şehirler oluşturulabileceği söyleniyordu.

Mesela Doğu’da Erzurum ve Van, Güneydoğu’da Gaziantep ve Diyarbakır, hatta Hatay, Adana, buna benzer büyük, merkezi şehirlerimizi şehir hastaneleri ile donatıyoruz. Bunlar komşu ülkelerden hasta alacaklar, şu anda bile almaya başladılar. Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerimiz Avrupa’dan gelen hastaları kabul edecekler.

Türkiye’de ölümlerde sıralama nasıl?

Kesin rakam veremem ama Türkiye’de ölümlerin birinci sebebi kalp, ikinci sebep kanser, sonra diğerleri geliyor. Bu biraz da normal. Türkiye’de insanlar bulaşıcı hastalıklardan eskiden olduğu gibi çok sayıda ölmüyorlar. Gelişmiş ülkelerin hastalık yükleri Türkiye’de de görülmeye başlandı.

‘Makam ’ kelimesi yasak

Araştırmalarda en başarılı bakanlıklar arasında çıkıyorsunuz. Bu sizi kabinede farklı yapıyor mu?

Böyle, “en başarılı” ya da “en başarılılardan biri” diye bir tasnif yapmanın doğru olduğuna inanmıyorum. Ben hükümetin sağlık politikasının bayrağını taşıyan kişiyim. Buradaki başarı hükümete, Başbakan’a, bizimle çalışan bürokratlara, sağlık çalışanlarına, ekonomi yönetimimize, hepimize ait ortak bir başarıdır. Dünya Sağlık Örgütü, “Eğer bir başbakan ya da devlet başkanı sağlık meselesini öncelikhaline getirmemişse orada bir sağlık bakanınınbaşarılıolmasımümkün değil” diyor.

Sizin de milletvekilliğinizde 3. ve son döneminiz, molavermeniz gerekecek.

Tüzüğümüze göre milletvekilliğindeki son dönemimiz, ama biz hizmeti çocukluğumuzdan beri bir yerde,bir makamda olmak olarak düşünmedik.AK Parti’nin felsefesi makamlar üzerine değil,hizmet üzerine kurulu.Ben bakanlıkta “makam” kelimesi kullanılmasını hiç sevmem. Bir yöneticim, üst düzey bürokratım, il müdürüm “makam” kelimesi kullanırsa, birisine “makamda efendim” derlerse uyarıyorum. Benim için de kimse “makamda” filan demesin. Zaten bakanlığımda o makam koltuğu diye bilinen koltukta da çok az otururum. Buralar makam filan değil, birer hizmet mahallidir. Allah utandırmasın. Bir taraftan da buralar kul hakkının alınabileceği yerlerdir. 75 milyon insanın hatta ondan daha fazla çevrede ihtiyacı bulunan ülkelerin insanının sağlık açısından sorumluluğunu yüklenmiş oluyorsunuz.

MÜSTERİHİM

Neyi başararak bırakırsanızbakanlığısizin içiniz müsteriholacak?

Benim içim bugünden müsterih. Türkiye büyük bir sağlık dönüşümprogramını başarıile gerçekleştirdi. Literatüre kaydolmuş birbaşarıdır. DünyaSağlık Örgütü- ’nün Türkiye’ninbaşarılarını gösteren birçok kaydı var, şimdi “Başarılı Sağlık Reformları Türkiye Örneği” diye yeni bir kitap yazılıyor, yakın bir zamanda yayımlanacak. Dünya Sağlık Örgütü’ne biz sağlık sistemi performans değerlendirmesi yaptırdık. Orada da Türkiye çok başarılı çıktı. Türkiye sağlıkta diğer ülkelere örnek gösterilecek kadar başarılı bir ülke. Vatandaşın memnuniyeti yüzde 39’dan yüzde 76’ya çıkmış, anne ölümleri yüz binde 70’lerden yüz binde 14’lere, bebek ölümleri binde 30’lardan binde 9’lara inmiş. Hastanenin önünde boynunu büken, ambulansla hastasını taşımak için kendisinden para istenen, ağır bir hastası, bir kanserli hastasıolduğunda, birkalp ameliyatı olması gerektiğinde borç harçdoktora, hastaneye paraödemek zorunda kalan, evini satmak zorundakalan, hastanelerde bebek cenazeleriyadakendilerirehinkalan insanlarınolduğu birTürkiye’den bugünküTürkiye’ye geldik. Allah’a şükürler olsun. Bana göre tamamdıryani. Yapmamız gerekenlerin önemlibirkısmını yaptık ama iş bitmez, sürekliyenilenmek gerekir.

Bakan’dan boy kilo hesabı

Diyet yapıyor musunuz?

Ben özellikle son 1 yıldır, kendime çok daha fazla dikkat ediyorum. Ondan önce biraz daha gençtim ve farkında olamıyordum. Yaş 50’yi geçince ihtiyaçlar daha çok artıyor. Biraz kilo almıştım. Boyuma göre kilom fazlaydı.

Bu nasıl hesaplanır?

Vücut kitle indeksi diye bir kavram var. Bunu herkes kendisi hesap edebilir. Metre olarak boyunuzu kendisiyle çarpacaksınız.Mesela, benim boyum 1,66 metre. Bunu 1,66 ile çarpıyorum, 2,75 çıkıyor. Bunu yazın bir yere. Sonra sabah kilonuza bakacaksınız, benim şu anda 79. 79’u, 2,75’e böleceğim. Eğer 25’in altında çıktıysa normal. Sonuç 25 ile 30 arasında çıktıysa kilonuz fazla, 30’un üstündeyse halk arasında bildiğimiz tabiriyle şişman ya da son zamanlardaki moda tabiriyle obez.

Yarım dilim baklava tüketin

Siz nasıl besleniyorsunuz?

Ben aşırı kaçırmamaya,mümkün mertebe bir yerde durmaya çalışıyorum. Yemek yemeyi ben de severim. Evde eşim de çocuklar da pek kilo almazlar. Bizim evde yemekyemeyi çokseven fazlakimse yok, içlerinde en fazla ben seviyorum. Ben de kendimi tutuyorum. Başka çaresi yok. Kendinize hakim olacaksınız, yani kendinizi kontrol edeceksiniz. Sizin adınıza kimse sizin ağzınızı kapatamaz, ağzınızın fermuarını çekmeyi bileceksiniz. Bana göre temiz olması şartıya her şey yenilebilir, yağ da ekmek de protein de tüketilebilir, sebze meyve ise bolca tüketilmeli. Ama, mesela tatlıyı seviyorsunuz, baklava yiyeceksiniz, bir 4-6 dilim baklava yemek var, bir de 1 dilim hatta yarımdilim baklava yemek var. Yapabiliyorsanız yarım dilimde kalın, olmazsa bir dilimde kalın daha fazlasını yemeyin. Bütün gıdalar için böyle.

Ekmek yiyelim mi? Yiyelim ama kahvaltıda ince bir dilim kepekli ekmek yiyelim.Oturup da yarımekmeğin içine peynir, domatesi koyup onu da 2 dakikada tüketirseniz olmaz. Böyle alışkanlıklarımız var. Şekerli içecekler, cips türü şeyler çok kolayca çocuklarımızı şişmanlatabiliyor. Bunlardan kaçınmak lazım. Ben bunlardan uzak duruyorum, 6 kilo kadar verebildim.

Kanserden korunmanın yolları

Kanserden ölümlerin ikinci sırada olduğunu söylediniz, buna dair bir projeksiyonunuz var mı?

Kanserden ölümleri azaltmak çok kolay görünmüyor ama önleyebileceğimiz kanser türleri var, onları önlemek gerekir. Mesela akciğer ya da meme kanserleri. Erkeklerde sigara içimini azalttığımız zaman akciğer kanserleri otomatikman azalacak ya da kadınlarda meme taramalarını her kadın için belli bir yaştan sonra zamanında yaptırabilirsek meme kanserleri erken dönemde yakalanmış olacak. Ancak, tabii insanoğlunun ömrü belli. Biz bu kendisine biçilen ömür içerisinde sağlıklı yaşaması için yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bir hamile annenin gencecik yaşta, peşinde öksüz çocuklar bırakarak hayatını kaybetmesini istemiyoruz. Geldiğimizde yılda bine yakın hamile anne hayatını kaybediyordu, bugün bu sayı 200’ün altına düştü, 2015 yılına kadar 130’ların altına çekmeliyiz. Aynı şekilde erken yaşta bir insan kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesin ya da kalp krizi geçirdiği için çalışamaz hale gelmesin. Daha uzun, daha sağlıklı, daha hayırlı bir hayat ama en sonunda hepimiz ölümü tadacağız, ona çare yok. Tıp henüz ölüme çare bulamadı, bulamaz da.

Kanserden korunulamaz mı?

Zaten en çok bunun üzerinde durmalıyız. Birçok kanser türünde ne yapılırsa kanserden korunulabileceğini bilim tam bilmiyor, ama sigaranın kansere yol açan en önemli sebeplerden biri olduğunu biliyoruz. O zaman sigaradan kaçınmak lazım. Aşırı yemek, şişmanlamaktan kaçınmalıyız. Lifli besinler dediğimiz sebzelerin ya da kepekli siyah ekmek yenmemesi kanser açısından biraz risk oluşturuyor. Sebze az tüketilirse, hep homojenize ürünler ve beyaz ekmek, şeker, beyaz un, yağ tüketilir, lifli ürünler yenmezse bunlar risk oluşturuyor. Bir de modern dünyanın oluşturduğu riskler var. Birtakım radyo frekanslar, kimyasallar… Bunlardan tamamen kaçınamayız, böyle bir hayatın içindeyiz. Mümkün olduğu kadar daha sade yaşamalı, yediğimize, içtiğimize dikkat etmeliyiz.

none

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar: “Biliyorum canınız sıkılacak, yüreğiniz kabaracak, üzüleceksiniz ama gerçekleri öğrenmeniz lazım. Daha yumurtadan çıkar çıkmaz civcive antibiyotik veriliyor. Kemikleri gelişmesin, sadece et yapsın diye…

Tavuklar tarladaki patatesler gibi hiç kıpırdamadan yetiştiriliyor. Bıraksanız bile kıpırdayamıyorlar… Elinize aldığınızda kemikleri kırılıyor… Bu inanılmaz bir vicdansızlık… Sonra, görüyoruz her gün gencecik bir kadın meme kanserine yakalanıyor. Büyük olasılıkla daha sağlıklı diye sık sık tavuk yiyorlardır…”

“SAĞLIKLI DİYE YEDİĞİNİZ TAVUKLAR TAVUK DEĞİL”

- Son dönemde kanser vakalarında patlama olduğunu, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinin çoğunun ise Türkiye’nin tarım merkezi olan Antalya-Kumluca’dan geldiğini söylediniz. Peki böyle başka bölgeler var mı?

Var… Mesela 6-7 ay kadar önce Ergene tartışıldı. Orası içler acısı bir durumda. Ergene’de olağanüstü bir çevre kirliliği var. O zaman Sağlık Bakanlığımız ve Kanser Savaş Daire Başkanlığı dediler ki, “Orada çok sigara içiliyor, çok alkol kullanılıyor, o nedenle bu kanserler çıkıyor.” Böyle bir şey sözkonusu olamaz. Çünkü belgesel bir film hazırlandı bu konuyla ilgili. “Gündöndü” adında… Orada her şey çok açık.

“İZLEYENLERİN DONA KALDIĞI BİR BELGESEL ÇEKİLDİ AMA TÜRKİYE’DE GÖSTERİLMEDİ”

- Ben izlemedim o filmi…

İzleyemedik, çünkü henüz Türkiye’de gösterilmedi. Kısa versiyonu Marsilya’da bir çevre filmleri festivaline gitti. İzleyenler o kadar etkilenmiş ki, film bittiğinde alkışlayamamışlar, alkışlayacak halleri kalmamış. Deri fabrikalarından çıkan o atık suyun köpükler halinde Ergene’ye bırakılmasını ve bu yüzden ortaya çıkan çevre felaketini öyle bir göstermiş ki film dona kalmışlar…

Çiftçi geliyor Trakya’dan, Ergene’den, hepsi hastalarımız zaten bunların. “Hocam” diyor, “15 tane sığırımız geçenlerde öldü. Daha önce de bir 15 tane ölmüştü zaten…” Onbeşer, onbeşer ölüyor hayvanlar. Ama “Aşı reaksiyonu oluştu da ondan” diyorlarmış.

“BAKANLIK ‘ÇOK SİGARA İÇİYORLAR, KANSER OLUYORLAR’ DİYOR, GERÇEK ÖYLE DEĞİL”

- Kimler diyormuş?

Tarım Bakanlığı yetkilileri! Böyle aşı reaksiyonu oluşmaz. Bunlar bir şeyin üzerini örtme çabaları. Bir aşıda üretim sorunu varsa, zaten o 15 hayvanı değil, çok daha fazlasını etkiler. Bu aşıyla ilgili olan bir durum değil. O çevrede muhtemelen hayvanlar su içerken ya da otlanırken çevreden aldıkları toksinle kaybedildiler. Bir arkadaşımız gitti bölgeye, “Kimse konuşmak istemiyor, korkuyor” diyor. Trakya Üniversitesi’nden öğretim üyesi bir başka arkadaşımız bölgedeki kanserli insanların dokularında ağır metal analizine bakmış, çok yüksek bulmuş…

“PİRİNÇ, AYÇEKİRDEĞİ VE BUĞDAY’DA 2 İLA 8 KAR YÜKSEK KURŞUN ÇIKTI”

- Gelen ürün ne?

Üç ürün geliyor. Pirinç, ayçekirdeği, buğday… Kadmiyum ve kurşun analizlerini yaptırdık. İzin verilenden 2 ila 8 kat yüksek çıktı! Şimdi bu ürün nereye gitti, kim yedi? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Bakanlık her ürünü birebir denetleyemez, orada haklarını verelim. Ama şu önemli; ürüne püskürtülerek kullanılan tarım ilaçları her halükârda çok kullanılmadıkları zaman kabuğun soyulması, hatta meyvenin sebzenin iyi yıkanılmasıyla uzaklaştırılıyor.

Sorun ot ilacında. Çünkü ot ilacından meyve ağacı etkilenmiyor ama onu bünyesine alıyor. Biyolojik sistem bunu içinde biriktiriyor. Bu insanda bir tümör oluşumuna da neden olabilir, hayvanların kaybedilmesine de… Bu ot ilacını, glifosatı pek çok ülke vahşi doğaya da atıyor. Ot kontrolü diye. Nedeni bilmiyorum.

“BÜYÜK HASTANELER AÇARAK KANSERİ ÖNLEYEMEZSİNİZ”

- Vahşi doğadan ne istiyorlar?

Hiçbir şekilde anlaşılabilmiş değil. Ormanları ilaçlıyorlar. Niye? Belli değil.

- Herhalde bu zirai ilacı üreten firmalar para kazansınlar diye… Başka bir sebep geliyor mu hocam aklınıza?

Büyük olasılıkla öyle. Doğa bu, sen doğaya müdahale edemezsin. İstersen tarlana müdahale et, ama iş ormana geldiği zaman, “ben buradan yabani otları temizleyeceğim” diyemezsin. Orası yaban. O şekilde kalmak zorunda. Sen ona müdahale edersen olay çığrından çıkar.

“TARIM İLACINI TAVİSYE EDEN ZİRAAT MÜHENDİSLERİ TARIM İLACI SATIYOR”

- Biz ne korkunç insanlar olduk böyle?

Maalesef biz korkunç bir ırkız. Bakın, tarım ilacını sonuçta kim tavsiye ediyor? Ziraat mühendisi… Bakıyorsunuz ziraat mühendislerinin büyük kısmı, aynı zamanda tarım ilacı bayiliği yapıyor. Duydum ve inanamadım, tarım ilacı satarken çiftçiye, “Kendin için mi kullanacaksın, yoksa satacağın ürün için mi?” diye soruyorlarmış. Böyle insafsızca bir durum var. Aynı anda bayii olan birisi tarım ilacı satışını kontrol edebiliyorsa eğer, tüketimini nasıl denetler? Adam kendi satışını mı baltalayacak? Oradan bir sıkıntı çıkıyor. İkincisi, tarım ilaçlarının amaç dışı kullanımı var. Bu tavuklarda büyütme amaçlı kullanılan antibiyotik gibi bir durum. Böyle bir şeyi bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

Yumurtadan çıkar çıkmaz civcive antibiyotik vermeye başlıyorlar

Bizim üreticimiz inşallah bu konuda bir düzenleme yapacak, umutluyum. BESD-BİR, “Elimizden geleni yapacağız” dedi. Fakat antibiyotiğin bu şekilde kullanımı kim tarafından akıl edildiyse, bunu Amerikan Akademileri bile anlamış değil…? Siz civcive antibiyotiği verirseniz, civcivin bağırsak sisteminin gelişmesini önlüyorsunuz. Normalde yediğimiz besinlerin önemli bir bölümü bağırsak metabolizmasında kullanılıyor çünkü. Dolayısıyla enerji tüketimi azalıyor. Siz bu civcivi güneşe de çıkartmazsanız, kemikleri de sağlıksız gelişeceği için sadece et yapıyor…

“TAVUKLAR O KADAR ETLİ Kİ KEMİKLERİ KIRILIYOR”

- Hiç anlayamadım hocam…

Aksi takdirde güneşe çıkartırsanız civciv sağlıklı gelişeceği için kemik de yapıyor. Ama kemik yapsın istenmiyor, sadece et yapsın isteniyor. O zaman oradan da tasarrufa gidiyorsunuz, hayvan sonunda patates tarlasında yatan patates gibi hiçbir şekilde kaçamayan, olduğu yerde büyüyen bir hayvan oluyor. Bunu kesimde çalışan bir arkadaşımız anlattı, “Zavallı hayvancağızı yerden alırken kemiklerinin elinizin altında kırıldığını hissediyorsunuz. Kaçamıyor zaten. Bıraksanız da hareket edemiyor” diyor. Çünkü hiçbir şekilde enerji harcamayacak ve et yapacak şekilde yetiştiriliyorlar. Düşünebiliyor musunuz 1.7 kilo yemle 1 kilo tavuk elde ediyorlar. Böyle bir dönüşüm var mı dünyada?

- Tavukların nasıl bir eziyetle yetiştirildiğini biliyordum, bu yüzden de asla yemem, ama bu kadarını bilmiyordum. Para kazanacağız diye nasıl bu kadar vicdansız olabiliyoruz?

Haklısınız, son derece vicdansızlık bu. Bir yandan da baktığımızda bunu yapanlar inançlı insanlar…

“HAYVANLAR DEMİR EKSİKLİĞİ YÜZÜNDEN AHIRIN PASLANMIŞ METAL AKSAMLARINI YALIYOR”

- Prof. Kenan Demirkol yaptığımız bir söyleşide, “Normalde inek ne zaman süt verir? Yavruladığı zaman değil mi? Ama üretici için süt o kadar değerli ki, yavru 10 gün sonra annesinden ayrılıyor ve soya sütüyle besleniyor. Ve günlerce anne ve yavru ayrılık nedeniyle ağlıyor” diye anlatmıştı.

Biz ne yapıyoruz böyle? Besleneceğiz diye bu kadar acımasız olmamız gerekiyor mu? Burada çok da büyük bir günah var aslında… Bir din adamının çıkıp bence, “Yapmayın, günahtır” demesi lazım. Belki o zaman insanlar düşünmeye başlar…

Diyanet de maalesef ortadan yanıtlar veriyor. Net bir şey söylemiyor. Biliyor musunuz, buzağılara etleri pembe olsun diye demir verilmiyor. Kırmızı et diye yediğin hayvanın eti niye pembe olsun ki? Efendim böylesinin Avrupa’da 100 Euro’ya kadar ederi varmış. Hayvanlar demir eksikliğinden ahırın paslanmış metal aksamlarını yalıyormuş. Böyle bir zihniyet, böyle bir hayvan yetiştirme olabilir mi? Benzer şey, hormon kullanımında var. Buzağılarda hormon kullanıyorlar. 8 aylık dana küçücük olmalı, koskocaman inek kadar oluyor. Gören korkuyor. Ne veriyorlarsa hayvanlara bu hale getiriyorlar. Şimdi bakanlık çıkıp da, “Biz denetliyoruz, şahane üretim yapıyoruz, bol verim alıyoruz” demesin. Hayır, bol verim önemli değil. Sağlıklı verim alabilmeniz önemli.

- Hep rakamlara bakıyoruz değil mi?

Bu Amerika’nın standart hatasıdır. Bizde de öyle olmaya başladı. Üretim artıyor deniyor. Peki karşılığında ne kadar ilaç parası ödüyorsunuz? Bu yüzden en çok kanser vakası Amerika’da görülüyor.

- Bizde de gün geçmiyor ki gencecik bir sanatçı meme kanserine yakalanmasın. Arkadaşlarımın çoğu meme kanseri. Özellikle meme kanserindeki artışın nedeni ne?

Bilinmiyor. Ama çok büyük olasılıkla bu insanlar sağlıklı besleneceğiz diye tavuk yiyorlardır, tavuktan aldıkları birtakım hormonlar var. Biz bu işin hormon kısmını bilmiyoruz. Ama 8 ayda bu kadar büyütebiliyorsa danayı, mutlaka birtakım hormonal manipülasyonlar yapmak zorunda. Ya androjenle yapıyorlar bunu ya başka bir büyüme hormonuyla… Nitekim bir arkadaşımız 25 sene Hollanda’da tarım bakanlığında çalıştı, “Hocam, özellikle Kurban Bayramlarında hormonsuz hayvan yok. Hepsine büyüme hormonu veriyorlar. Hayvanlar şişiyor, pazara gönderiliyor” diyor.

“ARKADAŞIM KIZINA YUMURTA YEDİRMEYİ KESTİ, ÇOCUK SAĞLIĞINA KAVUŞTU”

- Vallahi yüreğim daha fazla kaldırmayacak. Yazmak da lazım ama…

İnsanların canlarının sıkılması gerekiyor, yürekleri kabaracaksa kabaracak biraz, ama gerçekleri öğrenmeleri lazım. Geçen haftalarda bir arkadaşım anlattı. Çok hazin bir örnek. 10 yaşındaki kızının bacaklarında tüylenme sorunu başlamış. Doktor doktor dolaştırıp bir sonuç alamayınca, “Ya biz bu çocuğa ne yediriyoruz ki böyle oluyor” demişler. Ve geldikleri nokta yumurta olmuş. “Her gün bir yumurta veriyorduk, kestik ve tüylenme geçti. Ondan sonra organik yumurtaya döndük, bir sorun kalmadı” diyor.

- Yumurtada ne var ki?

Günde iki-üç defa yumurtlatabilmek için tavuğa mutlaka bir şey yapmak zorundasınız. Çünkü bu kadar yumurtlama hayvanın doğasının dışında bir şey.

- O yüzden kız çocukları erken adet görmeye başladı, erkek çocukların göğüsleri büyüyor…

Evet. Korkunç bir gidiş var. Bu memleketin beslenmesinin düzelmesi gerekiyor. Büyük hastaneler açarak kanser vakalarını önleyemeyiz. Erken tanı yöntemlerini geliştirerek önlenebilecek bir şey değil kanser. Beslenmemizin düzelmesi gerekiyor. Yediğimiz yumurtadan hormon alıyoruz, süt zaten süt değil, yoğurt desen öyle… Bir yandan tarım ilacını bol miktarda alıyoruz. Bu şekilde beslenen vücut bir kere böyle beslense bunu karşılar, iki kere beslense yine karşılar, ama tek seçenek bu olduğu zaman hastalık kaçınılmazdır. Kanserler patladı. Batman’dan çiftçi telefon ediyor, altıncı düşüğü yapmış eşi… Kars’tan genç bir köylü telefon ediyor, kanser… Marketten alıyormuş tavuğu, çünkü Kars’ta kuş gribi hikâyesinden sonra 2.5 milyon köy tavuğu yakılınca ellerinde tavuk kalmadı…

“GİDİŞ İYİ DEĞİL”

- Nasıl öyle bir şey yapabildik? Tavukları canlı canlı toprağa gömdük, yaktık. Bunun günahı bile bize yeter?

İnanılmaz bir hezeyandı o… Bütün tavukları yaktık. Birkaç yıl sonra aynı hezeyan bu kez domuz gribi olarak geri geldi. Ne zaman bu hezeyan bitti? Başbakanımız, “Ben domuz gribi aşısı olmuyorum!” dediği zaman. Sağlık Bakanı’nı kandırıyorlar. Ne oluyormuş? Aşıda Avrupa’ya örnek oluyormuşuz! Hadi canım! Şu anda millette çok ciddi böbrek hasarı var. Çünkü diyaliz merkezlerinin artmasından bunu görebiliyoruz. Bunun en önemli nedeni; doğru beslenmiyor oluşumuz. Yok işte, çok sigara içti de, ortam kötü de… Bunlarla açıklayamazsınız. Çünkü bu tarım ilaçlarının böbrek toksisitesi yaptığı biliniyor. Kesinlikle Başbakan’ın bizzat tarım ve gıda işine de el atması lazım! Yoksa bu gidiş hiç iyi bir gidiş değil!

VATAN

none

Soyanın meme kanserine yakalanan kadınlarda, tümörlerin kanser tedavisine daha dirençli hale gelmesine neden olabileceği belirlendi.

ABD’nin Georgetown Üniversitesi’nden Leena Hilakivi-Clarke ve ekibinin fareler üzerinde yaptığı araştırma, hayatı boyunca soya içeren besinlerle beslenen hayvanların, meme kanseri tedavisinde kullanılan Tamoxifen’e olumlu tepki verdiğini gösterdi.

Yetişkin yaşta soya tüketmeye başlayanların ise meme kanserine yakalandıktan sonra tedaviye direnç geliştirdiği belirtildi.

Hilakivi-Clarke, “bu sonuçlara göre yetişkin yaşta soya tüketmeye başlayan Batılı kadınların meme kanserine yakalanırlarsa soya yemeyi bırakmalarının gerektiğini” vurguladı.

Araştırma sonuçları, Chicago kentindeki kanser konferansında sunuldu.

none

Nöropsikiyatri Uzmanı Mehmet Yavuz, yüzyıllardır araştırma konusu olan hafızayı güçlendirmenin yeni formülünün gül suyu olduğunu açıkladı. Bilginin altın çağını sürdüğü zamanımızda bilginin öğrenilmesi ve akılda tutulması bilginin kendisinden çok daha önemli. Öğrenilen bilgilerin nasıl hafızaya kaydedildiği ve bunların ne şekilde ve ne kadar süre hafızada tutulduğu, bilim insanlarının uzun yıllardır merak ettikleri ve üzerinde çalıştıkları bir konu. Manyetik kirlilik hafıza düşmanı Günümüzde hemen herkesin şikâyetçi olduğu bir konu var; unutkanlık.

Teknoloji ve lüks yaşam bir yandan hayatımıza inanılmaz kolaylıklar sağlarken bir yandan da neleri alıp götürüyor henüz tam manasıyla anlayabilmiş değiliz. Ancak bir gerçek var ki; teknolojinin sebebiyet verdiği, yoğun elektromanyetik kirlilik; hafıza sorunlarının en büyük nedeni durumunda. Sağlıklı ve düzenli uyku da şart Hafıza sorunlarını gidermek ve optimal bellek gücüne sahip olabilmek için birçok yol var; bellek yardımcıları (not defteri veya ajanda, avuç içi bilgisayar, ses kaydedici vb) kullanma, görsel imajlardan yararlanma, düzenli spor aktiviteleri (en azından düzenli yürüme), elektronik sistemlerden uzak durma, düzenli beslenme, mineral ve vitamin takviyesi, zararlı alışkanlıklardan (sigara, alkol, uyuşturucu) kaçınma ve düzenli uyku alışkanlıkları bunlardan en önemlileri. Ancak sağlıklı ve düzenli uyku, hafızanın işlenmesi ve uzun süreli kayıtlanması açısından çok önemli.

SABAH GÜL KOKUSUYLA UYANIN

Bu bilimsel araştırmadan yola çıkarak, unutkanlık sorunu olanların ya da hafızasını daha güçlü hale getirmek isteyenlerin yatak odalarında bir vazo gül bulundurmalarını tavsiye eden Dr. Yavuz “Sabah uyanıldığında gül suyu ile ferahlamak ya da gün içinde gül kokusu veya gül suyu kullanmak hafızanızı güçlü kılabilir ve unutkanlığı yenmenizi sağlayabilir” diyerek gül suyunu gün içinde kullanmanın önemini vurguluyor.

FAYDALARI NELERDİR?

Yıllar boyunca pek çok amaç için kullanılan gül suyunun faydaları azımsanamayacak kadar fazla. Cilt temizliği için durulama ardından tonik yerine sıkça kullanılan doğal gül suyu, yaralara ve aşırı sıcak ve soğuk çatlamış el, ayak, dudak ve cilt içinde etkili olabiliyor. Gül bitkisinin tedavi edici doğal yapısından dolayı antiseptik ve yatıştırıcı özellikleri de var. Bu nedenle cilt ve saç bakım ürünlerinde de sıkça kullanılıyor.

KOKLAMAK BELLEĞi GÜÇLENDiRiYOR

Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, yatak odasında gül bulundurmanın öğrenilen bilgilerin belleğe yerleştirilmesini şaşılacak derecede olumlu etkilediğini belirten Dr. Mehmet Yavuz, kısa süreli gül kokladıktan sonra bile, belleğin güçlendiğini ve unutkanlığın önlendiğini ifade ediyor. Dünyada pek çok araştırmanın da buna destek verdiğini belirten Mehmet Yavuz, uyku esnasında gül kokusu altında olmanın, yeni alınan bilgilerin daha güçlü bir şekilde kayıtlanacağını vurguluyor.

none

İstanbul İkitelli’de Kamu Özel Ortaklığı modeli ile gerçekleştirilecek entegre sağlık kampüsü için nihai teklifler 24 Şubat Cuma günü verilecek. İstanbul İkitelli Entegre Sağlık Kampüsü yapım işleri ile ürün ve hizmetlerin temin edilmesi işi ön yeterlik ihalesi 18 Mart 2011’de yapılmış 5 grup ön yeterliliği geçmişti.

Sağlık Bakanlığı Kamu Özel Daire Başkanlığı internet sitesinde yer alan bilgiye göre; projede 400 yataklı bölge hastanesi, 150 yataklı onkoloji hastanesi, 250 yataklı çocuk hastanesi, 300 yataklı kadın doğum hastanesi 150 yataklı kalp damar hastalıkları hastanesi, 250 yataklı nörolojik ve ortopedik bilimler hastanesi, 200 yataklı psikiyatri hastanesi, 200 yataklı fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi, 10 yataklı yanık ünitesi, 50 yataklı travma merkezi ve 20 yataklı transplantasyon ünitesi olmak üzere toplam 1.980 yataklı entegre sağlık kompleksinin tasarımı, inşaatı, tefrişatı, tıbbi ekipmanın temini, tıbbi hizmet dışındaki hizmet ve alanların işletilmesini kapsayacak.

Cerrahpaşa’dan da Çapa’dan da büyük

İkitelli’de kurulacak Sağlık Kampüsü, Türkiye’nin en büyük hastaneleri olan Cerrahpaşa’dan da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çapa Hastanesi’nden de büyük olacak. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin toplam yatak kapasitesi 1.654. Çapa’nın ise 1.335.

Diğer iki büyük hastane Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi’nin yatak kapasitesi 1.013 iken, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi 993 hastaya yatarak sağlık hizmeti verebiliyor.

none

Refleksoloji, serabral palsiden hidrosefaliye, reflüden boyun fıtığına kadar birçok hastalığın tedavisinde destekleyici olarak uygulanıyor. Psiko Akademi Refleksoloji uzmanı İpek Demir, refleksolojinin, vücudun çeşitli bölgelerine karşılık gelen ayak altındaki noktaların masaj yoluyla uyarılarak çalıştırılması olduğunu söyledi. Geçmişi 12 bin yıl öncesine dayanan refleksolojinin Hint, Çin ve Mısır medeniyetlerinde de kullanıldığını belirten Demir, Türkiye’de son yıllarda yaygınlaşmaya başlayan refleksolojinin serabral palsi, mental retardasyon, mikrosefali, hidrosefali, epilepssi, dikkat eksikliği, stres, yorgunluk, panik atak, reflü, boyun ve bel fıtığı gibi hastalıklarda etkili olan bir terapi yöntemi olduğunu kaydetti.

İpek Demir, serabral palsi hastası olan Eren Hasağaoğlu’na (8) yaklaşık 2 aydır haftada 4 seans refleksoloji terapisi uyguladıklarını ifade ederek, serabral palsi hastalarının refleksoloji tedavisi sayesinde yüzde 88 ile yüzde 99 oranında gelişme gösterdiğini savundu. Eren Hasağaoğlu’nun annesi Havva Hasağaoğlu da, oğlu Eren’in 2 aydır refleksoloji tedavisi gördüğünü söyledi. Bu kısa süreye rağmen oğlunun eskiye oranla çok daha iyi olduğunu anlatan anne Havva Hasağaolu ise, kasılma ve nöbetlerinin bittiğini belirtti.

none

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ”İlaç üretiminde kullanılan etkin madde ve etkin madde üretiminde kullanılan ham maddelere uygulanan KDV oranını, yüzde 18′den yüzde 8′e düşüreceklerini bildirdi.

Şimşek, konu ile ilgili yaptığı açıklamada ”İlaç üretiminde kullanılan ana girdilere yüzde 18 oranında KDV uygulanması, ilaçların Türkiye’de üretimi yerine, ithaline yol açıyor. Düzenleme, yerli ilaç üretimini teşvik edecek. KDV indirimi, cari açığın azaltılmasına da katkıda bulunacak” dedi.

none

Microsoftun mobil alanında doğrudan direk rakipleri Apple ve Google. Bu noktada, Microsoft donanımı kontrol etmek için piyasalara baskı kurabileceği en mantıklı yatırım elbetteki Nokia olur. Nokia hali hazırda halen dünyanın en büyük telefon üreticisi.

Yatırımlardaki mantıklı adımlar ile Microsoft piyasada yer bulmayı hedefliyor. Önümüzdeki günler Nokia’nın microsoft ile birleşmesi noktasındaki sonucu bize daha net gösterecektir. teknolojimix.com

none

Uluslararası merkezi Dublin’de bulunan sosyal paylaşım sitesi Facebook, İrlanda Veri Koruma Komisyonu’nun hazırladığı kapsamlı teftiş raporunun ardından, gizlilik politikasında önemli değişikler yapma sözü verdi.

Facebook’un İrlanda ve Avrupa’daki veri koruma hukuku çerçevesinde genel olarak sorumluluklarını yerine getirdiği bildirilen raporda, milyonlarca kişinin kullandığı sosyal paylaşım ağının gizlilik politikası uygulamalarını ”en iyi” hale getirmek için bir takım değişiklikler de önerildi.

Kullanıcıların fotoğrafların etiketlenmesi üzerindeki kontrolü, kişisel bilgilerin reklam amaçlı kullanılması ve şeffaflık gibi konularda değişiklik önerilerinin yer aldığı raporda, sitedeki gizlilik politikası bilgilerinin daha anlaşılır olması da istendi.

Gizlilik politikasında gerekli değişiklikleri yapmayı ve bu konuya öncelik vermeyi kabul eden Facebook’un 6 ay içinde, özellikle kullanıcılara kendi sayfaları üzerinde daha fazla kontrol yetkisi verecek adımları atması gerekiyor. AA

none

Nintendo Wii U: Oyunda yeni hamle

Nintendo geçtiğimiz yıllarda oyun endüstrisine kablosuz kontrol cihazlarını hediye ederek sektörün bambaşka bir noktaya doğru gitmesine neden oldu. Sony ve Xbox, bu hareketten sonra kablosuz cihazlarına ağırlık verdiler. Nintendo şimdi bu hamlesini ‘Wii U’ ile daha ileri taşımaya hazırlanıyor.

Kablosuz yönetim

2012 yılında piyasaya çıkacak olan cihazın fiyatı ya da detay teknik özellikleri henüz açıklanmadı. Ama üstünde ekranı olan kontrol cihazı, televizyona bile ihtiyaç duymuyor ve oyunları uzaktan kablosuz olarak idare ediyor.

Android 4.0: Tabletleri patlatacak

Tablet ve telefonlar için üretilen, ‘dondurmalı sandöviç’ olarak tanımlanan ‘Android 4.0′, 2012 yılında hem yıldız olacak hem yıldızlar üretecek. Telefonların özelliklerini daha iyi kullanmalarını sağlayan ve onların mevcut donanımlarını daha ileri taşıyan bu işletim sistemi sayesinde daha düşük fiyatlara daha yüksek performanslı cihazlar çıkacak.

iPad Mini: 7 inçle yeni rekabet

Gelecek yılın en büyük söylentileri yine doğal olarak Apple ürünleri etrafında dönüyor. Yaşanacak en büyük gelişmelerden biri de iPad’in küçülmesi olacak.

Fiyatı da düşecek

10 inçten 7 inçe düşmesine neredeyse kesin gözüyle bakılan yeni iPad’in fiyatının da aynı ölçüde düşmesi bekleniyor. Böylece Apple’ın yeni piyasaya sürülen Amazon Kindle gibi cihazlarla da etkin rekabet edebilmesi bekleniyor.

Ultrabook: daha kuvvetli ve ucuz

‘Ultrabook’lar taşınabilir bilgisayar dünyasında hafifliği tabletlerin elinden alırken işlemci kuvvetini de diğer ağır notebookların elinden aldı. 2012 yılında gücü artacak ve fiyatı düşecek olan taşınabilir bilgisayarlar belki de ‘notebook’ kelimesini geri dönülmez bir biçimde ‘ultrabook’ kelimesiyle değiştirecek.

Airplay: İçeriği havaya kaldıracak

Airplay kelimesi Apple ürünlerinin herhangi bir kablo olmadan farklı cihazlar üstünden yayın alıp verebilmesine, müzik paylaşmasına verilen ad. Apple TV ve Airport Express gibi cihazlar WiFi üstünden televizyon izleme ve müzik dinleme yönlerini değiştirecek. 2012 yılında 100 doların altına inecek bu cihazlar sayesinde kullanıcıların hayatında daha fazla Apple ürünleri olacak.

Amazon: Kendini ateşe atıyor

Amazon piyasaya sürdüğü ve zararına bir fiyatla sattığı Kindle Fire ile teknoloji dünyasındaki birçok dengeyi altüst etti. 2012 yılında bu cihazın ikincisini piyasa sürmeye hazırlanan şirket, daha çok kitap satarak cihaz satışı yüzünden başına gelen zararı kapatmaya çalışacak.

iPhone 5: Sonunda gelir mi?

Bu yıl piyasaya çıkacağı söylenen, hatta Çin’de sahte paketleri bile hazırlanan iPhone 5 için umutlar 2012′de. Haziran ya da kasım aylarından birinde piyasaya sürüleceği iddia edilen cihazın aynı zamanda 4G teknolojisiyle birlikte 30 megabitin üstünde veri transferi yapabilmesi bekleniyor.

iPad 3′ü de bekliyoruz

iPad 3 için ise beklenti tarihi daha yakın: Cihazın şubat ya da Mart’ta piyasada olmasına kesin gözüyle bakılıyor.

PS Vita: Yeni oyun dünyası

Geçtiğimiz hafta Japonya’da piyasaya sürülen PlayStationVita, 2012 yılında ABD ve Avrupa’da da sevenleriyle buluşacak. Sony’nin mobil oyun cihazını cep telefonlarında bulunan harekete duyarlılık, dokunmatik ekran ve birçok düğmeye zenginleştirmesinden sonra artık oyunlar asla eskisi gibi olmayacak.

Analistler umutlu

Analistlerin tahminlerine göre 2012 yılı hem Sony hem onların oyunları için bambaşka bir şekilde geçmeye aday.

LTE veya 4G: Hız demek

Türkiye’nin yakın bir zamanda kullanıma aldığı 3G, mevcut düzende hız olarak beklentileri karşılıyor. Ne var ki piyasa koşulları, daha yüksek veri aktarımı isteyen daha yüksek kalitede cihazlara gebe. Bu yüzden geçtiğimiz yıl öncelikle Kuzey Avrupa ülkelerinde başlayan, ardından ABD’ye yayılan yüksek hızda mobil internet bağlantısı vadeden LTE, 2012 yılında dünya saracak.

Yeni cihazlara uyum

Yeni çıkan cihazların tamamına yakınının desteklemesiyle ivme kazanacak bu bağlantı türü, artık megabitlik bağlantıları tek hanelerden kurtaracak. 3G lisansının ötesinde bir lisanslama yapılması beklenmeyen bu bağlantı türünü 2012 yılı içinde deneme amacının dışında, Türkiye’de çalışırken görmek gerçekten çok düşük bir ihtimal.

Nook: Her kitapçıya tablet

Amazon’un tabletle beraber geçirdiği ikinci senesinde rakibine çok pazar kaptıran BarnesandNoble, toparlanarak ‘Nook’ isimli tabletini çıkardı.

Veri aktarma imkanı

Amazon’un çıkardığı modelle yoğun rekabet halinde, onun tüm eksiklerini kapatmayı hedefleyen Nook’un en önemli özelliklerinden birinin Bluetooth ile veri aktarımı olacağı belirtiliyor.

Canon 5D Mark III: Şans peşinde

Bu yıl fotoğraf makinesi üreticileri için kara bir yıl oldu. Japonya depremi ve ardından yaşanan tsunami tüm teknoloji dünyasını, özellikle de fotoğraf makinesi üreticilerini perişan etti.

Fiyatı 2500 dolar

Bu nedenle piyasaya yayılması gereken ‘Canon 5D Mark III’ cihazlar beklendiği kadar etkinlik gösteremedi .O yüzden 2012′de bu cihazların satışında alınacak yol, geleceğin profesyonel makine satışı için çok önemli olacak. Bu cihazların 2500 dolara satılması bekleniyor.

Windows 8: Daha ileri gidecek

Yeni yılın en çok heyecanla beklenen gelişmelerinden biri de ‘Windows 8′. Özellikle mobil dünyada rakiplerinden işletim sistemi anlamına geride kalan Microsoft, birçok yeniliği bünyesinde barındıran Windows 8′in özellikle mobil uygulamalarıyla çok daha ileri gitmeyi, 2012′yi bir fırsat yılı haline getirmeyi hedefliyor.

Beğeni topladı

Beta sürümleri tüm dünyada oldukça büyük beğeni toplayan Windows 8 için rakipleriyle arayı kapatmalarını sağlayacak ürün olarak bahsediliyor.

HABER: Serhat AYAN-BUGÜN GAZETESİ

none

archives

Günün Sözü

RSS YarimEkmek.com’dan

Meta

Reklam

Sitemize reklam verebilirsiniz. Daha fazla bilgi icin Reklam kismina tiklayin.

Linkler

tag cloud